| Kalbine Değsin Mi O Çocuğun Gözyaşı? |
|
|
|
| Sevgiliye Yazılar | |||
| admin tarafından yazıldı. | |||
|
Siyah beyaz bir fotoğraf. Eski zamanların ışık ve gölgeleri sinmiş içine. Ve insanlar. Yaşayan insanlar; ama o zamanlar yaşayanlar! Yaşlılar var, gençler, çocuklar. Şaşkınlık hâkim fotoğrafa. Fotoğraf karesinde yer almayan fotoğrafçıyı düşünüyorum; ki çoğunlukla kendimi alamam bu sıradışı düşünceden. Karenin içinde olanlar nesne fotoğrafı çeken için ama o şimdilerde bizim bakışımız yerine geçen özne. Kurbanlar var; zamandan, rüzgârdan, yağmurdan etkilenen kurbanlar. Fotoğraf çeken ise sanki uzakta, korunaklı bir yerde; zamanın her şeyi eskiten kılıcına karşı zırhlanmış gibi. O fotoğrafı çeken neler hissetti? Şimdi aradan geçen yıllara rağmen, hissettiğimi -ve az sonra belki sizin de hissedeceğinizi- hissetti mi? Kapatıp makinesini çekip gittikten sonra kalbini de kapattı mı? Yoksa hep açık mı kaldı kalbinin merceği? Acının gölgesi ve ışığı ömür boyu kalbinin karasına yapışıp durdu mu?Karenin dışındayız biz de şimdi. Öyle ki, o fotoğrafçının da “özne” halini kuşanıyoruz hafiften ve birden. Kenara çekiyoruz kalbimizi. Unutuşun limanında paslı bir çapayı indirip vicdanımızın diplerine acıyışımızı görünmez ve kıpırtısız kılıyoruz. Öyle mi peki? Yeniden dönüyorum fotoğrafa. Fotoğrafçının benden aldığı vekâleti geri alıyorum. İnsanlar orada. Gözlerimin önünde. Geçmiş gitmiş günlerin insanları... Çocuklar var. Önde bir kız çocuğu ağlıyor. Üzeri çıplak... Yırtık pırtık pantolonu.. Baldırları çıplak. Omuzları açıkta kalmış... Saçları taranmamış.. Bir eli gözünde.. Belli ki gözyaşını siliyor.. Etrafında başka çocuklar da var.. Onlar da ağlamaklı... Onun kadar ağlamıyorlar yahut ağladıkları onun kadar görünür değil... Fotoğrafta olunca bu manzara, hele de oradakilerin çoktan göçüp gittiğini bilince, kalbinden uzak duruyor o an’ın hüznü ve çaresizliği... Ama nerede, nasıl, ne zaman olursa olsun, çocuk ağlayışı sahici bir dokunuştur cana, ürkek bir yaşayıştır anlayana. Bir çocuğun saçının dağınıklığı, onun okşanmamışlığı demektir, onu okyaşanlardan umudunu kesmesi, hepten kesmesi demektir. Bir çocuğun pantolonunun yırtık olması, onun varlığın ortasında paslı çivi gibi tanımsız bir boşlukta unutulması demektir. Bir çocuğun kırılganlığı her insanın teninde, her an uyandırılabilir, her dem tazelenebilir bir acı demektir. Hepimiz o nöbeti tutuyoruz sınırda. Her an apansız yüzümüze, gönlümüze doğrultulmuş bir tüfekten tetiklenecek kurşun gibidir çocuk ağlayışı. Her birimiz o uçurumun başında bekleşiyoruz aslında. Bir çocuk çaresizliğinin dipsiz hüzünlerinden sıçrayıp yüreğimizin yakasına yapışacak bir kan gibidir çocuk ağlayışı. Her çocuk ağlayışı aklıma kendi çocukluk ağlayışlarımı getiriyor. Yahut kendi çocuklarımı benim yokluğumda ağlarken hayalliyorum... Baba korumasından yoksunluğun uçurumunu derinleştiriyor bana göre gözyaşı. Anne tesellisinden yana umutsuzluğun ateşini harlıyor o mahzun görüntü... Çocuk olmak daha bir derin kılıyor fotoğrafa yansıyan acıyı. Çocuğun yüzünden akıvermek daha bir kanlı eyliyor gözyaşını. Ağlayış, hepimizin vicdanlarının sığındığı, yüreklerinin sıralandığı o suskun vadiye salınan sestir. Ağlayış, hele de çocuk ağlayışı, hele de yetim ağlaşıyı, hele hele yetimin yetim olduğunu bilmeden ağlayışına ağlayışlar, içimizde biriken, biriktikçe sessizleşen, sessizleştikçe kıpırtısını kaybeden acıların kapağının açılması, yakasının yırtılmasıdır. Diyeceğim o ki, ey zamâne; Kendi kabuğunu çatlatmaktan korkan, toprağa düşmüşlüğünü unutan bir çekirdek taşıyoruz gövdemizin gölgesinde. Çekirdek kabuğunu çatlatırken, kendi aleyhine çalışır gibidir; kendi varlığını azaltır gibidir. Oysa, azaldıkça çoğalır, eksildikçe büyür filizlenir, zırhını omzundan attıkça meyveye durur. Al o çocuğun yüzündeki gözyaşını kalbine şimdi. Seni bahara çağıran bir yağmur gibi dokundur cidarına. Yakala o anı, yaklaş; çocuğun parmak uçlarından alıp gözyaşını kalbine değdir. Kan ile gözyaşının ortak tuzunda aynı kaderi paylaşan çocukları yeniden nakışla hayata. Yılın yeni bayram ola. Senai Demirci
|