| Sırtını Sevgiye Dayarsan Mutlu Olursun |
|
|
|
| Sevgiliye Yazılar | |||
| admin tarafından yazıldı. | |||
|
Mutluluk, varlığı-mızın farkına varmak, o var olmanın kainatla ilişkisini anlamaktır. Doğadaki kuşun, böceğin, açan papatyanın ya da fesleğenin bir parçası olarak canlı olmak hem de eşref-i mahlukat ol-duğunun ayrımında hayatın içinde var olmak. ‘Hayat boyu mutlu olmak mümkün mü?’ diye sorarlar insana. Geçmeyen bir diş ağrısı gibi daimi bir sızı halinde mutluluk duygusu ister insanlar. Mutlu olmak nedir ki daimi olmasını talep ediyoruz diye düşünmeli. Bence mutlu olmak var olmaktan ve nefes alabilmekten geçiyor. Önce var olacaksın ki mutlu olasın. En basit davranışlarımızı, soluk almak gibi rutin bedensel işlevlerimizi “olması lazım” sayarız. Oysa bedenimiz bir şükür ister bizden sağlam işlediği sürece. Zihnimiz de var olmamızın köklerini taşır. Kosova’da savaştan kaçan göçmenlerle söyleşi yaptığımda yaşlı bir teyzenin en sık tekrarladığı dua “Allah’ım, sen aklımı koru!” idi. Çünkü evinden, vatanından, varlığını kanıtlayan her şeyden uzak düşmüştü ve herkesin gösterebildiği bir tek fotoğraf albümü vardı elinde.Mutluluk, varlığımızın farkına varmak, o var olmanın kainatla ilişkisini anlamaktır. Doğadaki kuşun, böceğin, açan papatyanın ya da fesleğenin bir parçası olarak canlı olmak hem de eşref-i mahlukat olduğunun ayrımında hayatın içinde var olmak. Zihin, akıl ve beden beraberliğini kucaklamak gerekiyor kendinin farkına varmak için. “Kendini bil” diyen en eski bilgelik düsturu aynı zamanda “kendin olmak” demek. Kendi olmayan ve de bunu fark etmeden yaşayan, yönlendirilen günümüz insanının yabancılaşması estetikçilere ekmek çıkaran bir tekne. Bu teknede kabaran hamur ruhları olmayan bedenlere kıymet biçiyor. Kopyalardan oluşan insan bedenlerinin çektiği acı ruhların acısı mı acaba? ‘Ben kimim?’ sorgusu yerine hafif ve kolay görünen, parayla satın alınan beden düzeltme işi ne kadar etik? Doktorlar buna hiç ihtiyacı olmayan nice kadını, erkeği doğrarken buna ne tür bir etik bahane katıyorlar? Yoksa etik de mi estetik müdahaleden geçiyor arada? İnsanların sadece “istemek”le mutlu olacağına inandırıldığı, doyurulan arzuların aşk sanıldığı bu dünyada mutlu olabilmek dalından kirazı koparmak kadar kolay değil. Televizyonlar ve tüm araçlar “aşk”ın içini boşaltırken “gezip tozma” ve eş değiştirme aşk diye yutturuluyor. Herkesin mutluluğu şöhrette bulduğu dehşetengiz bir dünya yuvarlanıyor önümüze. Koca koca adamlar, kadınlar önlerinde bir yaftayla ekranda boy gösteriyor. Ne için? Sadece ün, şan ve şöhret adına. Bu sıradan insanları çıldırtan ve sahneye süren “şöhret “ kuyusu nasıl bir derinlik ki herkesi yutuyor? İçi boşalan ve kendi olamayan insanların başkalarına gösterecekleri bir tek şöhretleri kalıyor geriye sanırım. Şöhreti gıdıklayan para daha da etkileyici. Yılbaşından bir gün önce 10-12 yaşlarında bir avuç çocuğa yeni yıldan ne istedikleri sorulmuştu. Hemen hepsi yılbaşı ikramiyesi olan trilyonların çıkmasını talep ediyordu. O yaşta bir çocuk ne yapacak trilyonları? Bunu ana babasından ve toplumdan öğrendiği açık. Kolay bir mutluluk tarifi “çok paraya sahip olmak”tan geçiyor. Hayatta ne yapacağını bilmeyen insanlar bunca parayı ne yapar? Ruhun güzelleşmesi ve gelişmesi sağlanamazsa hangi parayla kendimizi güzel ve özel bulabiliriz? Sadece güçlü hissederiz. Zaten istenen o koca arabaları, evleri ya da eşyaları güç objesi olarak kullanma gayreti. Mutluluk “güzel düşün, güzel gör” mottosunun ardında. Nefret, öfke ve kolaycılığın aşılandığı toplumumuzda, eğitimin olmadığı öğretimimizde mutluluk arayışı zavallı bir yakarış. Suyu olmayan derede balık olmayı istemek gibi. Mutluluk, inişi çıkışı olmayan bir dünyada, bencil heveslerin doyurulması değildir. Mutluluk, sevgiyle bir başkasının elini tutmak, ona yardım edebilme gayretidir. “Bir yıldız ve bir damla gözyaşım Kör olup kaldım sevda ile/ve sevda ile kör olup kaldı gökyüzü. / Bütün evrendi-ne fazla ne eksik, / yıldızın kaygısı, gözyaşının ışığı.* *Juan Ramon Jimenez Nevval Sevindi
Bu icerik 561 Defa Okunmustur |