Göğsünün Sıcaklığına Götür Beni

Kategori: Sevgiliye Yazılar

kalpGöğsünün Sıcaklığına Götür Beni

Bütün mevsimler sen şimdi.

Hüzünlü gözlerinden bana doğru uçuşan martılardan, sabrımın katıksız bekleyişinden alıntılar yaptım sana, sırf bu yüzden. Sen molasındayım yani, bitirimhanelerinden çıkarıyorum bütün benleri, hazırlan ufkumun yüreğine uzanan yolculuğuna. Sana döküleceğim aşkın yamaçlarından, usul usul..

Bende olduğunu biliyorum artık, şehrimin gölgesiz kalan, şehrimin yağmur kokan her yerinde adına ait bir şeyler saklı, tut elimden tek tek çıkaralım senleri oralardan, tut, özlemine giden bütün sokaklarımı içimden çek çıkar, bütün yollar sana çıksın hadi, tut, en katıksız düşler kuralım seninle, camın sana bakan tarafını temizle hadi, buğusunu sil göğümün, uykularımı diz gecene, sabah seninle güneş, öğle seninle gün, ikindi seninle loş kalsın tenimde. De ki, “bir an gelsin fısıltıyla karışık şarkılar mırıldan bana. Öyle kalsın zaman, içime düştüğün gibi hep.” Geçmişe ibret olsun diye yıkıyorum karanlığımı, geldiğinde yağacağın yarınlara inat bugünden sarılıyorum, bugünden asıyorum düşleri koynuna…

Bilir misin, sevmek hesapsızdır, neden sevdiğini bilmeden seversin, zamanmış, hayalmiş bakmadan, görmeden, seve seve bulursun içini, seve seve, sarılırsın, ağlarsın, özlersin en özleminden, düşe düşe bulduğun kaldırım kokusudur, bilir misin, sevdin mi böyle, çocuk gibi hem de, hep bir artısı vardır yokluğunda, eksildiğin güne bakmadan , sıra sıra önce kaybolur sonra bulursun, mazgalları dolar göz bebeklerinin, seversin ama, ulan bit kadar aklın vardı, o da güme gider her gördüğünde, işte buna benzer sevda, dergâhın toz tutmaz, yüzün yoz görmez hiç..

Bende olduğunu biliyorum artık.

Yaşamın yağmuruyla ak pak edilmiş gözlerin vuruyor her geceme… Dünden beri koşuyorum sana, dünümden bu yana, pususundayım umutların, sen, evet sen, kapanıyorum sana, sus payı yok şimdi senden bana,

dört duvarım, sabrı otuzüçe bölen zamanımsın..

Camların arkasından şehrine bakmak, diş etlerimi kanatırcasına işkence görüp hala seni sayıklamak... Tuhaf değil mi?

Parçalara bölünmüş zamanın uykusundayım şimdi. Senden öncesi ve senden sonrası... İki büklüm seyretmek seni. amasya. Mavi dokunuşlar şehri. Yüzüme bakan binlerce yüzün arasından yüzüne akmak, yağmur gibi. Numarasız bir sayfayı çevirip çevirip okumak, tuhaf değil mi? Bir bir yokluğunu sayıklamak. Eteğinden somurtkan düşleri döke döke gelişinden anlamalıydım gideceğini.

Ki sen hala

Yazılmayı bekliyorsun...

Seni kusuyor yine sensizlik...

Bazen sadece yazmak istiyorum. Cevap beklediğimden değil, kendime söz geçiremiyorum. Ne gök ne yer, tam ortasından tutuyorum hayatı, başımı kaldırsam sana değmek, yere bassam tenimi acıtmak, bunlar korkutuyor beni... Her ne varsa sakladığım, ikisinin arasında kalsın istiyorum bu yüzden. Kırdığım bizler uyku aralarında uzaklaşıyor da, bir el verip tutmuyorum onları. Gerisi zaten boş geliyor, suskunluğum, susuşun, hatta gidişin bile. Elimde kalanlarsa anılarım, senli anılarım... çok...

Gözümden kaçan umutların hemen yanında umutlarım beliriyor, anlıyorum; en güzel karanlıkta uyunuyor. Kim bilir, yerine koymaya çalışırken hayatında kendimi, dikenlerine takılmışım sanki, kanıyorum hala... Biliyorum, mavin de olmasa yoluma yön veren, kaybolup giderdim içinde, yine de sustum sana.

Çekmecelerimi karıştırıp da bulduğum o eski yıldızı anlattım sadece, kendime ama.

Sönmüş bir yıldızı

İlk nefesimi... Gözlerimi...

Koynumda gürültülü bir akşamüstü yalnızlığı kol geziyor... Kederli gözlerimde sahipsiz bir renkten alıyorum seni, çamura bulamadan, tipiye yakalanmadan geldiğin nefesimden sırtlayarak kaçırıyorum yüzünü.

Geride hiç kalıyor.

Çok istedim ama olmadı işte. Atamadım poşetleyip seni çöpüme. Tütsüler yakıp sere serpe uzandığımız deniz kokulu geceleri sökemedim yüreğimin serçe kanadından... Tenimde huzur yok şimdi, bak, sana susamış gözbebeğimden çıkmıyor aşkla döktüğün hiçbir leke, aynamda bir insan eskisi, dalıp dalıp gidiyor her gece şehrine. Senki bin acımın üzerine örtüydün, tırnaklarımla kazıyorum kendimi gelecekten.

Ne diye?

Sen yoksun işte. Pamuk tenin yastığıma düşmüyor diye...

Yakındır, neşteri yine dem vuracak yüzümün.

Şimdiye kadar ölemedim, hadi

En azından bu sefer izin ver tanrıya...

Aşkı yansıtan gözlerim;

Şimdi tut ve göğsündeki sıcaklığa düşür beni..

Yeniden...

Gösterim: 42110